Benim yaptığım resmin merkezinde insan var...
Benim yaptığım resmin merkezinde insan var. Bu insan , herşeyden
önce, bir kavramdır. Resimde ,hedef olarak insan figürü seçmek
genellemesine göre daha farklı bir durumdur. Zaten insan
kavramı da bedene indirgenecek bir kavram değildir. Dolayısıyla
kabukta (fiziksel bedende) kalan bir resim yapma çabam olmadı
hiç. Sadece insana giden en iyi yollardan biri olduğu, belki de en
iyisi olduğu hissimden dolayı "bedensel" veya "insan figürlü"
resimler yapıyorum.
Bedeni
sadece insana giden bir obje olarak seçtim ve onun bedenini
kullanarak ,onun merkezine ulaşmak istiyorum. Aslında bu bir seçim
de değil. Çünkü yaptığım şey aynı zamanda benim de gerçeğim , benim
samimiyetle yansıttığım içsel gerçeğim. İnsanın tarihsel belleği,
varoluş çabası ve doğası üzerine bir kazıya benzeyen resimsel bir
çalışmadır bu. Elbette elde bulunan malzeme bir beden ve temel
sorunum da bu beden kaynaklı insan kavramı olduğu için, insandan,
yani bu kavramdan kabuğa, yani bedene yansıyan insani bir varoluş
biçiminin açlığında yaşadığım için bu resimleri yapıyorum. Kanımca
soru sormuyorum ama bu varoluşu yeterli bir düzeyde başarabildiğim
zaman, zaten bütün sorular üzerlerine yapışık olacaktır. İnsanın
büyük soruları. Anlamı ,varoluşunun büyük trajedisinde olgunlaşmış
temel sorular. Bu sorular hakkında geniş birşeyler yazmaktan
çekiniyorum , çünkü kanımca hiçbirşey tatmin edici olmayacaktır .
"Yabancı" ile
başlayıp "Boşluktaki bedenler" ile devam eden ve "nocturne" serisine
kadar devam eden resimler bu çalışmanın ilk evresi sayılabilirler.
Bunlar, gerek biçimsel gerekse kavramsal açıdan birbirlerine yakın
resimlerdi. Bir genelleme yapacak olursam, bu dönemlerde figürümün,
boşlukta bir sarkaç gibi salınıp durduğunu söyleyebilirim.
“Duvarın önü”
adlı çalışmalarımda ,nesnel görünümü neredeyse hiç olmayan ”duvar”
imgesini seçmemin iki ana nedeni var. Birincisi; bildiğimiz bütün
sınırları temsil eden duvar imgesi. Öteki ;altına insanların
dizdirilip katledildikleri gerçek duvarlar. Gerçek duvarların altına
insanların dizdirilip katledilişlerinin ana sebebinin bütün
sınırları temsil eden duvarlar olduğu düşünülürse, kötü bir imgenin
isim sahibi olan gerçek duvarların, yani bir bakıma kendi
sebeplerinin altında katledilmiş olmaları, anlamlı bir rastlantıdır.
Bu
rastlantı sahnesini oluşturmaya çalışırken bir bakış bir perspektif
seçmek zorundaydım. Onların yerine kendimi koyup yaşadıkları büyük
yabancılaşmayı hissetmekle birlikte ne acıdır ki en uygun açının
katledenin açısından bakmak olduğu kararına vardım . Yaşadıkları bu
yabancılaşmayı anlatmak zorunda olduğum için bu konumda olmalıydım.
Bu, kendiliğinden ,kendilerine bir parça daha eklediler
anlamına geliyor. Bu parça resmi yapan kişidir. Çünkü bu resimleri
yaparken bu insanları katleden kişilerin gözünden onları resmetmek
gibi bir duruma düştüm. Böylece resimleri seyredecek kişiler de
konumlanmış oldu. Ortaya çıkanlar: resim, resmi yapan kişi ve
yapılmış olan resmi seyreden kişiler .
Nurettin Erkan
|