nurettin erkan

 

Zaman ve Kadın

"Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin
Zaman kadındır İster ki
Hep okşansın diz çökülsün hep"
LOUIS ARAGON

Fransız şiirinin en büyük ozanlarındandır Aragon. Bu mısraları aşık olduğu kadına, Elsa’ya yazdı. Çok uzun bir şiirin sadece üç mısrası.

Bu şiir ilk gençlik yıllarımda beni zaman ve kadın veya zaman ve sevgili kavramları üzerine düşünmeye sevketmişti. Sığ veya genç bir okumadan çıkarılacak sonuç; bu benzetmenin çok öznel olabileceği sonucu olabilir. Ama zaman gösterdi ki hiç de öyle değil.  Bu kavramlarla  ilgili düşünebilen herkes kolaylıkla anlar ki, insan zamandır. Kaldı ki Elsa neden zaman olmasın . O zaman biz  zamanı mı severiz, veya sevdiğimizi güzelleştiren ,üzerine o büyüyü örten zaman mıdır?

Hafıza kaybına uğrayan insanlarda ilk dikkatimizi çeken şey yüzlerinde oluşan anlamsızlık ifadesidir. Onların hatırlamalarını istersiniz.Eğer hatırlamazlarsa size bir eş bir sevgili veye bir kardeş olamazlar yeniden.Söylediğiniz her şey onlar için bir anlam taşımadığından tepkilerinde bir değişiklik olmaz, daha doğrusu tepkisizdirler. Onlar zamanlarını kaybetmişlerdir.Zamandan kopmuş veya onun dışında biryerlerdedirler. Geçmişlerini ve geleceklerini kaybetmiş ve anlamsızlık denizine düşmüş gibidirler.Çünkü insanı insan yapan bellekten yoksundurlar artık. Oysa anlam; belleğin büyük denizinde gizliydi.Bu yüzden hiçbir katliam tarihin kendisine yapılmış katliamlar kadar büyük olmamıştır. Onlar tarihin düşmanlarıyken aslında zamanın düşmanları, yani insanın gerçek düşmanlarıdır.

Aragon bir tıp öğrencisiydi, ve otobiyoğrafisini incelediğimizde bu fikri destekleyen bir anıtla karşılaşırız. Gerek ideolojisi gerek yaptığı çalışmalar olsun zamana ve insana karşı yapılan kıyımlara karşı savaşla doludur.

Elsa bir kadındı. Aragon onu kendi imgelem dünyasının merkezine koyarak ,kendisi için bir kurtuluş abidesine dönüştürdü. Zamanını onunla doldurdu. Sabahını, akşamını ,gecesini, gündüzünü ,bütün zamanlarını. O her şeyini elsa sevgisinde aradı.Günümüz insanının parçalanan hayatının kurtuluşunu burada buldu ve ona evrenim dedi. Kendi dünyası ve yaşama ideali için somut  bir evren haline getirdiği ve geçmişe geleceğe yaydığı ,bütünleştiği bu abide onun kurtuluşuydu artık,zamanıydı. Kaldı ki elsa onun için yazılı bir tarih de sayılabilirdi.  Aragon onun gözleri önünde giderek yaşlandı ve bütün anıları elsa tarafından kaydedilmişti. Tıpkı uçsuz bucaksız bir evrenin arkeolojisi gibi. Belki elsanın bedeni dünyanın bedeninden daha büyüktü. Elsanın teni bir anakara, karnının üzerindeki düzlüğü ,dünyanın en büyük düzlüğüydü.

Aragon ve elsa aşkı bu anlamda unutuşa karşı ,tarihin düşmanlarına karşı ustaca yürütülmüş yıldan yıla günden güne saatten saate dakikadan dakikaya yürütülmüş dev bir savaştı aslında.

Elsa zamandı kesinlikle.

 Yine bir tıp öğrencisi olan  ve Avusturya’nın büyük şairlerden Paul Celan bir şiirinde:

akçakavak ak pak yaparsın ya yapraklarını
ak düşmemişti annemin saçlarına………….

Zaman Paul Celan için pek insaflı olmadı ne yazık ki. Bütün ailesi Nazi kamplarında zamanın düşmaları tarafından  katledildi . Şiirlerinin üzerine sinen sessizlik örtüsü onun bu küskünlüğünden kaynaklanmıştır kanımca ve ölüm bir çiçek gibi onun kalbine ektirildi. Bu çiçek zamanın katranlı suyu tarafından büyütüldü ve olgunlaştı . Birgün çiçek açıverdi ve Celan uzun yıllar sonra kendini sen nehrine atarak hayatına son verdi.

İnsanlık belleği unutuşa karşı olan savaşında Celan için acı çekmelidir.

Mısralardan da anlaşılacağı gibi Celan’ın annesi Yahudi kamplarında zamanın düşmanları tarafından öldürülürken henüz saçlarına ak düşmemişti. Celan her sonbahar kavak ağaçlarına bakarmıydı bilmiyorum. Ama kavak ağaçlarının ağarmış yapraklarının gördüğünde annesini anımsadığını bilebiliriz. Celan da zamanın sadık dostlarındandı. Bü yüzden onun tarafından aldığı yara ona ağır geldi.

……………………
Ben bu maziyi hapseden saraya
Öyle ağır bir hükümle kondum ki,
Çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlı boya
Mecburum durup dinlenmeden sırıtmaya:
Çünki:
Ben o Floransalı Jokondum ki
Floransadan daha meşhurdur tebessümüm
………………
Nazım Hikmet
Jokondun Hatıra Defterinden Parçalar
15 Mart 1923 Paris Louvre Müzesi

Leonardo bir Fransız kralının kollarında zamana yenik düştü ve öldü .Uzun yıllar yanında taşıdığı Mona lisa Fransa’da kaldı. Onu Paris’teki Louvre Müzesi’ne koydular. Zarar görmesin diye de günden güneşten  uzak bir duvara astılar. Sözde zamandan uzak bir yerdi Louvre müzesinin bu duvarı.Bu günsüz güneşsiz duvarda duran Mona lisa’ya göre ne günler ne de yıllar vardı. Elbette iyi ettiler onu zamanın acımasızlığından korumak için ama zaman louvre müzesinin koridorlarını dolaşan bir rüzgar gibiydi.Aragon’un gözleri önünde dolaşan Elsa gibi

Nazımın dediği gibi Mona Lisa sıkıldı ve günden güne yüzündeki yağlı boya çatlaklarla dolmaya başladı. Resmin zamanı günden güne işliyordu. O eşsiz gülümsemede hem bir kadının zamanın sonsuzluğuna gülümseyişi vardı hem de sonsuza dek kalması için korunan resmin zamanı vardı.

 Bu resim üzerine söylenmedik varsayım kalmadı herhalde ama benim merak ettiğim bişey var. Milyonlarca insanın akın akın görmeye gittiği bu resim acaba bir erkek olabilir miydi ? Yoksa zamanın sihirli örtüsünü üzerinde bulunduran kadının direnen gülümseyişinde mi gizliydi bu sır.
Mona Lisa şimdi Louvre müzesinde. Zamanın düşmanlarına karşı durmadan dinlenmeden o duvarda asılı kalmaya çalışıyor. Medeni toplumlar biliyorlar ki zamanın sahibi dünyanın da sahibidir. Tarihi yok edenler zamanın düşmanlarıdır ve onlar insanı da yok edebilirler.Bu yüzden midir acaba Louvre müzesinin ülkesindeki mecliste kadın milletvekili sayısı tarihin düşmanlarının ülkesininin meclislerindeki kadın milletvekili sayısından daha fazladır.

Acaba o yüzden midir bütün orta öğretim kitaplarından da olsa herkesin bildiği Fatih Sultan Mehmet’in portresi İngiltere ulusal Müzesinin duvarına asılıdır. Altına konulan notta da Fatih’in portresini yapan ressamın İstanbulda öldürüldüğü sanıldığı yazılmaktadır.

Ben de kitaplarımı severim ve onları korurum. Tıpkı Mona Lisa’nın Louvre müzesine konuşuşu gibi ,onları imgelem dünyamdaki Louvre Müzesi’nde tutarım. Aragon’un mısralarındaki anlam zaman içinde damıtılması için, onu bu müzenin bir duvarına asıp yıllarca okurum ki belki birgün bir mısra çatlar ve içinden  bir sır dökülür diye. Celan için kavak ağaçlarına he zaman dikkatle bakarım ;siyah saçlar,ak saçlar….

Nurettin erkan

 

1
These pages were made by Mediterranean Fine Arts
Copyright © Nurettin Erkan. All rights reserved