Zaman ve Kadın
"Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin
Zaman kadındır İster ki
Hep okşansın diz çökülsün hep"
LOUIS ARAGON
Fransız şiirinin en büyük ozanlarındandır Aragon. Bu mısraları
aşık olduğu kadına, Elsa’ya yazdı. Çok uzun bir şiirin sadece üç
mısrası.
Bu şiir ilk gençlik yıllarımda beni zaman ve kadın veya zaman ve
sevgili kavramları üzerine düşünmeye sevketmişti. Sığ veya genç bir
okumadan çıkarılacak sonuç; bu benzetmenin çok öznel olabileceği
sonucu olabilir. Ama zaman gösterdi ki hiç de öyle değil. Bu
kavramlarla ilgili düşünebilen herkes kolaylıkla anlar ki,
insan zamandır. Kaldı ki Elsa neden zaman olmasın . O zaman biz
zamanı mı severiz, veya sevdiğimizi güzelleştiren ,üzerine o büyüyü
örten zaman mıdır?
Hafıza kaybına uğrayan insanlarda ilk dikkatimizi çeken şey
yüzlerinde oluşan anlamsızlık ifadesidir. Onların hatırlamalarını
istersiniz.Eğer hatırlamazlarsa size bir eş bir sevgili veye bir
kardeş olamazlar yeniden.Söylediğiniz her şey onlar için bir anlam
taşımadığından tepkilerinde bir değişiklik olmaz, daha doğrusu
tepkisizdirler. Onlar zamanlarını kaybetmişlerdir.Zamandan kopmuş
veya onun dışında biryerlerdedirler. Geçmişlerini ve geleceklerini
kaybetmiş ve anlamsızlık denizine düşmüş gibidirler.Çünkü insanı
insan yapan bellekten yoksundurlar artık. Oysa anlam; belleğin büyük
denizinde gizliydi.Bu yüzden hiçbir katliam tarihin kendisine
yapılmış katliamlar kadar büyük olmamıştır. Onlar tarihin
düşmanlarıyken aslında zamanın düşmanları, yani insanın gerçek
düşmanlarıdır.
Aragon bir tıp öğrencisiydi, ve otobiyoğrafisini incelediğimizde
bu fikri destekleyen bir anıtla karşılaşırız. Gerek ideolojisi gerek
yaptığı çalışmalar olsun zamana ve insana karşı yapılan kıyımlara
karşı savaşla doludur.
Elsa bir kadındı. Aragon onu kendi imgelem dünyasının merkezine
koyarak ,kendisi için bir kurtuluş abidesine dönüştürdü. Zamanını
onunla doldurdu. Sabahını, akşamını ,gecesini, gündüzünü ,bütün
zamanlarını. O her şeyini elsa sevgisinde aradı.Günümüz insanının
parçalanan hayatının kurtuluşunu burada buldu ve ona evrenim
dedi. Kendi dünyası ve yaşama ideali için somut bir
evren haline getirdiği ve geçmişe geleceğe yaydığı ,bütünleştiği bu
abide onun kurtuluşuydu artık,zamanıydı. Kaldı ki elsa onun için
yazılı bir tarih de sayılabilirdi. Aragon onun gözleri önünde
giderek yaşlandı ve bütün anıları elsa tarafından kaydedilmişti.
Tıpkı uçsuz bucaksız bir evrenin arkeolojisi gibi. Belki elsanın
bedeni dünyanın bedeninden daha büyüktü. Elsanın teni bir anakara,
karnının üzerindeki düzlüğü ,dünyanın en büyük düzlüğüydü.
Aragon ve elsa aşkı bu anlamda unutuşa karşı ,tarihin
düşmanlarına karşı ustaca yürütülmüş yıldan yıla günden güne saatten
saate dakikadan dakikaya yürütülmüş dev bir savaştı aslında.
Elsa zamandı kesinlikle.
Yine bir tıp öğrencisi olan ve Avusturya’nın büyük
şairlerden Paul Celan bir şiirinde:
…akçakavak ak pak yaparsın ya yapraklarını
ak düşmemişti annemin saçlarına………….
Zaman Paul Celan için pek insaflı olmadı ne yazık ki. Bütün
ailesi Nazi kamplarında zamanın düşmaları tarafından
katledildi . Şiirlerinin üzerine sinen sessizlik örtüsü onun bu
küskünlüğünden kaynaklanmıştır kanımca ve ölüm bir çiçek gibi onun
kalbine ektirildi. Bu çiçek zamanın katranlı suyu tarafından
büyütüldü ve olgunlaştı . Birgün çiçek açıverdi ve Celan uzun yıllar
sonra kendini sen nehrine atarak hayatına son verdi.
İnsanlık belleği unutuşa karşı olan savaşında Celan için acı
çekmelidir.
Mısralardan da anlaşılacağı gibi Celan’ın annesi Yahudi
kamplarında zamanın düşmanları tarafından öldürülürken henüz
saçlarına ak düşmemişti. Celan her sonbahar kavak ağaçlarına
bakarmıydı bilmiyorum. Ama kavak ağaçlarının ağarmış yapraklarının
gördüğünde annesini anımsadığını bilebiliriz. Celan da zamanın sadık
dostlarındandı. Bü yüzden onun tarafından aldığı yara ona ağır geldi.
……………………
Ben bu maziyi hapseden saraya
Öyle ağır bir hükümle kondum ki,
Çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlı boya
Mecburum durup dinlenmeden sırıtmaya:
Çünki:
Ben o Floransalı Jokondum ki
Floransadan daha meşhurdur tebessümüm
………………
Nazım Hikmet
Jokondun Hatıra Defterinden Parçalar
15 Mart 1923 Paris Louvre Müzesi
Leonardo bir Fransız kralının kollarında zamana yenik düştü ve
öldü .Uzun yıllar yanında taşıdığı Mona lisa Fransa’da kaldı. Onu
Paris’teki Louvre Müzesi’ne koydular. Zarar görmesin diye de günden
güneşten uzak bir duvara astılar. Sözde zamandan uzak bir
yerdi Louvre müzesinin bu duvarı.Bu günsüz güneşsiz duvarda duran
Mona lisa’ya göre ne günler ne de yıllar vardı. Elbette iyi ettiler
onu zamanın acımasızlığından korumak için ama zaman louvre müzesinin
koridorlarını dolaşan bir rüzgar gibiydi.Aragon’un gözleri önünde
dolaşan Elsa gibi
Nazımın dediği gibi Mona Lisa sıkıldı ve günden güne yüzündeki
yağlı boya çatlaklarla dolmaya başladı. Resmin zamanı günden güne
işliyordu. O eşsiz gülümsemede hem bir kadının zamanın sonsuzluğuna
gülümseyişi vardı hem de sonsuza dek kalması için korunan resmin
zamanı vardı.
Bu resim üzerine söylenmedik varsayım kalmadı herhalde ama benim
merak ettiğim bişey var. Milyonlarca insanın akın akın görmeye
gittiği bu resim acaba bir erkek olabilir miydi ? Yoksa zamanın
sihirli örtüsünü üzerinde bulunduran kadının direnen gülümseyişinde
mi gizliydi bu sır.
Mona Lisa şimdi Louvre müzesinde. Zamanın düşmanlarına karşı
durmadan dinlenmeden o duvarda asılı kalmaya çalışıyor. Medeni
toplumlar biliyorlar ki zamanın sahibi dünyanın da sahibidir. Tarihi
yok edenler zamanın düşmanlarıdır ve onlar insanı da yok
edebilirler.Bu yüzden midir acaba Louvre müzesinin ülkesindeki
mecliste kadın milletvekili sayısı tarihin düşmanlarının ülkesininin
meclislerindeki kadın milletvekili sayısından daha fazladır.
Acaba o yüzden midir bütün orta öğretim kitaplarından da olsa
herkesin bildiği Fatih Sultan Mehmet’in portresi İngiltere ulusal
Müzesinin duvarına asılıdır. Altına konulan notta da Fatih’in
portresini yapan ressamın İstanbulda öldürüldüğü sanıldığı
yazılmaktadır.
Ben de kitaplarımı severim ve onları korurum. Tıpkı Mona Lisa’nın
Louvre müzesine konuşuşu gibi ,onları imgelem dünyamdaki Louvre
Müzesi’nde tutarım. Aragon’un mısralarındaki anlam zaman içinde
damıtılması için, onu bu müzenin bir duvarına asıp yıllarca okurum
ki belki birgün bir mısra çatlar ve içinden bir sır dökülür
diye. Celan için kavak ağaçlarına he zaman dikkatle bakarım ;siyah
saçlar,ak saçlar….
Nurettin erkan
|